Showing posts with label acı. Show all posts
Showing posts with label acı. Show all posts

Tuesday, 13 March 2012

Sivas'ta Zaman Aşımı, Otel Camında Bir Türkü

Yurtçu değilim. Herkes kadar belki, ama sınır hep fazla geldi küçük aklıma. İnsan dediğin kamil olaydı, sınıra ne hacet.

Şimdi sınırımdan aktarmasız 13 saat uzakta, kaderin cilvesi bir otel odasında, zamanı dolmuş bir otel katliamının acısını aktarıyorum.

Şimdi adı Madımak olmayan bir otel odasının camında, elimde sigara, damla damla türkü söylüyorum.
Ne Zülfü'den, ne Kardeş Türküler'den... en kadın halimle Leman Sam'dan söylüyorum 'Memikoğlan'ı

Sınırımdan aktarmasız 13 saat uzakta, bir başıma, Ahmet'le Nedim'e sevincimi, Metin Altıok'un, Asım Bezirci'nin aynı sınırda yaşadığım katillerinin, aynı sınırdaki hakim tarafından salıverilmesiyle bölüyorum.

İnsan yanlız sevinemiyor.. insan yalnız üzülemiyor..  İnsanın, bilmediğim diline koyduğum el memleketinde suskunluğunu bile biri anlamıyor ya, yaşayamıyor...

İnsan ölüsünü gömdüğü toprakta akıtmalı gözünün yaşını. Yoksa acısı soğur kalır

Tuesday, 15 September 2009

Parça işi hüzünler yapışır oldu…

Üstüste geldi be memleketim ana haber bültenleri ve dönem belgeselcileri. Siz de az durmadınız şarkılar. Üstüme parça işi hüzünleri yapıştırıp gittiniz. Parça işi ağlamalarla, sahiplenemediğim bir eğreti duyarlı insan tavrı kaldı yüzümde. Metreyle almış olsam hüznümü, huysuzluğuma “neyin var?” diyene, metre metre göstereceğim.

Eğer dava adamı değilsen ya da toplumsal korumacılık üst başlığında kıytırık da olsa bir yardım derneğinin kendini paralayan üyesi olmadıysan benim gibi oluyorsun. Haber bültenleri kadar üzülüp, iki saat sonra başka birşeye güldüğünde anlamsız bir utanç basıyor. Şirkette internet üzerinden haberleri gördüğün an yaşadığın şaşkınlıkla karışık acıyı “arkadaşlar şu an insanlar ölüyor biryerlerde” gibi kıytırık bir cümleyle ifade edebiliyorsun. Aklın almıyor otobanda insanların sel ile ölebileceğini. Haber bültenleri kadar üzülüp, hassas diş gibi soğukta sızlıyorsun.

12 Eylül belgeselleri dönüyor çizik, sepia renklerde. Dönemin sendika ileri gelenleri çıkıp 77’nin Kanlı 1 Mayıs’ını anlatıyor ezberlediğim cümlelerle. İlk kurşunun atıldığı yeri görebiliyorum, panzerlerin sürüklediği Kazancı Yokuşu’nda dava arkadaşlarım var. Öyle ağlıyorum, görsen halimi. Öyle canım yanıyor… Cumartesi annelerine yazılmış bir şarkı çıkıyor karşıma, elimde çerçevesiz bir resimle oturuyorum. Üstüme yapışan parça hüzünler çoğaldıkça birbirine karışıyor. Tanımlanamıyor ama ağırlaşıyor. Bir yandan da “günlük hayatını iyileştirmeye çalışma” ortak misyonuyla normal bir akış. İçim bulanıyor. Ne olabiliyorum, ne çiğ kalıyorum. Lakerda kıvamında pişmişlik derecesi tartışılır bir ben var bende, bende öte, benden ziyade…

bir de Cem Karaca çalıyor ki sorma gitsin...